Tulum adının geçtiği her yerde herkesin eski günleri yâd ettiği olur çoğu zaman. Yürekleri paramparça eden sesini yüzyılların ağıtından almıştır. Öyle ki yarım kalmış sevdaları anlatır her tınıda her dokunuşta “ander” kalır sevgili. Daha anlatılamadık bir çok şeyi anlatırda biz telafüz edemeyiz onun dilini…
Tulum öyle ki Karadenizin en ucra köşelerinde de artık kimlik olmaya başlamış… Tulum sadece Karadeniz’de Hemşin, Laz ve Gürcü halklarınca kullanılan bir enstrumandır.
Tulum, Hopa Hemşinlilerince bilindiği anlatıldığı çok az öykü arasında sıkışmış küçük ayrıntıları bir araya getirerek nasıl bir tarihi yol izlediği ve neden tulum ve Hemşin, gibi sorularında kendince cevabını vermiş bulunmaktadır. Hopa Hemşinlilerin de yaklaşık 50 kişi tulum çalabildiği halede, şuan sadece bir elin parmaklarını geçmez durumdadır.
Hemşin kavalını tanıtır iken de Hemşinlilerin 1900 lü yılların başına kadar “göçebe” yada “konar göçer” hayat sürdükleri, kaval ve tulum gibi enstrumanları da kafilelerin selameti açısından sesli rehber aleti olarak kullandıklarını biliyoruz. Tulum’un ilk versiyonunu Zibul denilen Sipsiden gelir zibul engebeli arazilerde çalınması çok güç olduğundan ona devamlı hava sirkülasyonu sağlayacak bir “şey” gerekli idi. O şeyde çobanların sırtlarında taşıdıkları içine su yada “şarap”“tan” ayran doldurdukları oğlak dersi veya midesinin mayalığı denilen tuluğ’undandır. O döneme ait bir çobanın ürettiği “Adzan dig” zibul takıldığında sürekli sesi çıkardıktan sonrada tarihi belli olmayan bir dönemde de bu zibul nav(iki sipsinin konulduğu düzenek) oluşturularak içine iki sipsi yerleştirilmiş ve navin Camış (manda) boynuzunun tereyağında kızartılarak yumuşak bir kıvama gelinceye kızartılıp nav şekli verilmiştir. Bugün Artvin de yaşan Yusufeli ………. Halen navi boyunuzdan yapmaktadaır. Zaten bu yazının oluşumunda büyük katkısı vardır.. Bugün halen Boynuzdan Nav yapımı Gürcistan da devam etmektedir.
Tulumla folk daha bir canlı işlenir hayata. Tulumsuz düğün düşünülemez olmazsa olmaz koşul tulumdur Aynı toprağın ezgisini sesinde tutabilen müzik aleti Karadeniz de türkü denildi mi akla gelen tulum ve kemençedir. Bunlar yüzyıllarca ninnilerimizin ağıtlarımızın sevinçlerimizin türkülerimizin varlığımızın ürünüdür. Bunlar bilinmeyen tarihlerin bilinmeyenine götürenlerdir. Tulumla ilgili tarhi dökümanlara rastlanmaz. Sözlü tarihler de çok bilgi taşımamıştır günümüze..
Bu sene yaylelerun tadini alamedum
Eller aldi yarumi ben yarum diyemedum..
Ah tulumuci tulumci
Taktun kürekleruni
Geriden gelenlerun
Yaktun yürekleruni
Güzelliği Hopa Hemşin dillerinde destan olmuş Emine Ustabaş’ın söylediği türküdür. 1960. Çavuşin(Çavulu) köyünden Zaluna (Koyuncular) köyüne yolculuk sırasında söylenmiştir… Emine de tore kurbanı olmuştur vaktiyle…
Vala pantul poyuftur
At binenda duz olur
Çalma tulumci çalma
Karasevda guç olur… Rabiya Vayiç
Tulum ince sesune
Sevda mi işlemişler?
Sen sevdalum dedukçe
Yari ela vermişler….
Tulum yanuktur sesun
Yüreği verem eder
Sevdasine varmeyen
Gizli gizli ah eder… Muslioğli Hatice Başoba köyü
Yüksek dağun suyi
Akma içmeyeceğum
Bu sena yaylelera
Yarsuz gitmeyeceğum Hiçoloğli Zeliha..hala köyü
Da tulumci tulumid
Dige azdan kayita
Vardali ğhağoğnaus
Kape şenoun kayita…. Rabiya vayiç |