3ANAĞANİ - Meryem ÖZÇEP
"Bir zaman parçasına biçimin damgasını vurmak, güzelliğin ama aynı zamanda belleğin zorunluluğudur" der yazar. Ne kadar haklıdır da bu söylemde... Her şeyde olduğu gibi yaşadığımız zamanlara da belleğimize yerleştirecek şekiller veririz. Bu şekiller aslında inandığımız şeylerin yaşayan ruhudur. Yaşamımız boyunca biçimselleştirdiğimiz bu öğeler bilincimizde bir yerlerde durur. Bazen bir an, bir olay bizi tekrardan o ana götürür ve tekrardan yaşatır. Bu bir miras gibidir ve mirasın taşıyıcıları hatırlayan belleğimizdir. Yıllarca hiçbir yazılı kaynak olmamasına rağmen geleneklerimizin en önemlisi de dilimizin bugüne kadar gelmesinin tek dayanağı budur belki de. Tüm bunlara rağmen binlerce yıldır bu şekliyle varolmuş dilimiz neden bugün unutulmakla yüz yüzedir peki...Neden hızlı bir yokoluş sürecine girmiştir.
Edebiyatta bu biçimsellik, yani hatırlama yavaşlık ve hızlılık arasında kurulur. Yavaşlığın derecesini anının yoğunluğuyla, hızın derecesini ise unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılı olarak kurulur." Gözümüzün önüne sıradan bir durum getirelim.Bir adam sokakta yürüyor.Birden bir şey anımsamak istiyor, ama anı uzaklaşıyor.O anda kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor. Buna karşılık, az önce kötü olayı unutmaya çalışan insan, hala çok yakınında olan zamanda, sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırıyor."
Çağımızı düşünürsek oradan oraya koşuşturmalarımız, sürekli bir yetişme telaşımız vardır. Bu hızın tutsaklarıyızdır artık. Kendimizmiş gibi yaşarken aslında kendimizi dair ne çok şeyi unuturuz. Adımlarımız birbirini kovalar, sözcüklerimiz peşi sıra atlılar gibi doludizgindir, bir acelemiz vardır sanki, nedenini bilemediğim. Bu düşünceler bana hep hızla unutmak arasında ki metaforu anımsatır.
Yeni bir yıla girerken unutmak değil hatırlamak için yazmak istiyorum...
Biçimsel gücün belleklerimizden silinmeyeceğine inanaraktan; sürekli yinelediğimiz "bir yılı daha devirdik, zaman hızla akıp gidiyor "tekrarlarına yenilmeden bu yılı hatırlama yılı yapalım...Anılarımızın yoğunluğuna geri dönelim. Eskiye bir bakalım, yeninin iyi olduğuna hürmet ile eskiyi anılarımızda yenileyelim. Tüm biriktirdiklerimizle yeni yıla merhaba diyelim...
Şimdi hatırlayalım, biraz yavaşlayalım, anılarımıza yakınlaşalım... Yeni yıl biz Lazlar için ne demektir? Yeni yılda neler yaparız ya da yapardık...
3ana yıl demektir, ağani de yeni, 3anağani yeniyıl demektir Lazca. Ağani yeni ve temiz şeyler için kullanılır. Yeni olan her zaman güzel ve iyidir.
Lazlar yeni yılın ilk gününe iyi başlayanların tüm yılı iyi geçireceklerine inanırlar. Bu yüzden de yeni yılda eve ilk gelen insanın kim olduğunu çok önemserler. Yeni yılda kapılarını ilk çalan insanın iyi bir insan olmasını isterler. Eğer yeni yıl sabahı eve uğursuz sayılan kötü biri gelirse, o yıl başlarından uğursuzluğun eksik olmayacağını düşünürler. Bu yüzden olmalı ki babaannem - Çebişi Fadime- bu inançla, yeni yılın ilk sabahında Xalidişi Sefiye'ye " çumani ordeşen oxoyişa si komoxti " der, yeni yıl sabahı evimize ilk onun gelmesini istermiş. Xalidişi Sefiye'nin ayağı uğurlu sayar ve bu uğurun eve de uğur getireceğine inanırmış.
Bir de o zamanlar evlerde pire (3kiy) ve tahta kurusu (koida) çok olduğu için eve ilk gelen insanın temiz olması istenirmiş. Eğer eve temiz giyimli kişi gelirse o yıl pire olmayacağına inanılırmış. Özellikle de eve temiz giyimli çocuklar alınırmış. Hatta eve gelen ilk kişinin pis olma riskini ortadan kaldırmak için temiz giydirilen çocuklar pencereden indirilip ve kapıdan eve sokulurmuş.
Eğer eve temiz giyimli çocuklar gelirse onlara güzel hediyeler verilirmiş.
Pire kovmakla ilgili annemin anlattığı bir hikaye geliyor aklıma. Annem Dişli'şi Lütfiye diye başlar... Evin en yaşlı kadını olan Lütfiye teyzenin henüz annem küçük bir kız çocuğu iken yeni yıla girmeye az günler kala annemi çağırdığını, eline iki tane taş verdiğini söyler. Yaşlı kadın, annemden bu taşları birbirine vurarak, "kva kuvups, 3ikiyi kuvups" diyerek evin etrafında üç kere dönmesini istemiş. Annem elindeki taşları birbirine vurarak ve bu tekerlemeyi tekrarlayarak evin etrafında üç kere dönmüş. Dönme işi bittikten sonra annem bisküvi ile ödüllendirilmiş. Böylece yeni yılda evde pire olmayacağına inanılırmış.
Yine yeni yıl geceleri çocukların: "3anaağani pencerepe gon3kit, çkin mutu vameçasen, doğuras kimolimuşi" tekerlemesini söyleyerek gezdikleri ve kapılardan iple bağlı heybelerini attıkları söylenir. Evin kadınları bu heybelere meyve koyarlarmış. Çocukların en sevdiği meyveyi veren kadınların kocalarını çok sevdikleri, çocukların sevmediği meyveyi veren kadınların ise kocalarını sevmedikleri söylenirmiş.
Ayrıca yeni yılda eve gelen insanlara mutlaka tatlı ikram edilirmiş. Tatlı yiyerek yeni yıla başlayanların yeni yılda tüm işlerinin ve ilişkilerinin tatlılıkla yürüyeceğine inanılırmış.
"Yaşamak, bir ortamın çaresiz tutsağı olmaktır" der Ortega. Bizde tutsakları mıyız yaşadığımız zamanların? Hayat artık hızlıca akıp giden, insanın hükmünün azaldığı genel geçer doğruların arttığı herkesten de bu doğruların onanmasının istendiği bir akış içindeyken biz, yaşadığımız ortamların tutsakları mı yaşayan ruhları mı olacağız...
|