biryaşam kültür ve ekoloji derneği

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

EFKAN ŞEŞEN RÖPORTAJI - NESRİN AKSU

Müzik sizin hayatınıza hapishanede girdi ve yola Grup Yorum ile başladınız. Bize biraz o süreçten söz eder misiniz?

1980’li yıllar. Bizim müzikte her şeyi deneyerek yanılarak öğrendiğimiz, kendi kendimizin öğretmeni öğrencisi olduğumuz, kendimizi yetiştirdiğimiz, müziğin birçok cephesiyle, sahneden müziği ulaştırdığımız kitlelerle yaşadığımız ilişkilere değin, koca bir zincirin birçok halkasını deneyerek yanılarak ama her defasında güzelleştirerek yaşadığımız bir süreç… Yani okul gibi bir şey, öyle diyebiliriz.

Bir dönemin ünlü hapishanesi metris cezaevinde kalıpta Efkan Şeşen’in ıslığını bilmeyen yoktur diye söylenir… O günlerden kalma bir alışkanlık mıdır sizin şarkılarınızdaki ıslık?

Yani eser üretmek benim için bir yaşam biçimi müzisyenliğimin ana damarıdır. Her ne kadar yorum döneminden bu zamana kadar kendi müziğini sahnede icra eden bir müzisyen olsam da, kendi müziğimi yapmak benim için en önde gelen özellik…
Dolayısıyla kendi eserlerini üreten biri olarak elimde gitarımla dudağımda ıslığımla bu çabayı göstermişimdir. Islıksız eser üretmek mümkün değil benim için…
O doğal bir ruh hali yani… Bazen sahneye de yansır, gitarla tek başıma olduğum zamanlarda
Eseri üretirken yaşadığım bu duyguyu dostlarla arkadaşlarla da tekrar ederim veya sahnedeyken çok uygunsa esere bazen ıslıkla girerim. O da herhalde yetenek diye düşünüyorum.

Grup Yorumun çok sevilen özgün bir sesiydiniz, daha sonra yollarınız ayrıldı ve siz kendi iç sesinizi yansıttığınız bir albüm yaptınız “Dokuz-altı Yollarında”. Albüm o dönem çok fazla benimsenmedi… Belki de o dönem yorumdan ayrılmanızın insanlarda yarattığı şaşkınlıktı… İlginçtir ki yıllar sonra birden o albüm fark edildi. Özellikle ‘9-6 yollarında’ şarkısı… Hatta siz ‘’9- 6 yolarında’’ şarkısını ‘’Gölgeler Şehri albümünüze almak zorunda kaldınız… İnsanların yıllar sonra bu şarkıyı fark etmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şarkının özelinde bir şey söylemek gerekirse, geçenlerde internette de öyle bir not düşülmüş yanına..ben o söylemi de uygun bulduğum için burada aktarıyım. Yani özellikle memur kimliğiyle yaşam mücadelesi gösteren insanlarımızın yaşam dünyasını yansıtan bir eser.. Onların daha çok benimsediği bir eser oluşu vurgulanıyor ki, bu doğrudur… Ben çok genel olarak emeğiyle geçinen insanların bu eseri sahiplendiğini düşünüyorum… Yani emekçinin şarkısı gibi bir şey oldu…
ilk albümün çıktığı koşullar bugünkü koşullardan çok farklıydı. Arayışlar çoktu, daha bir zenginlik vardı. Sonra sanki her şey biraz kalıplara girdi, biraz tüketildi… Yorum’da solistlik yapmış bir müzisyenden beklenen farklı olurdu. Kendimi anlatmayı kendi gerçeğimi ifade etmeyi doğru buldum. Onun için albümler benim o yaşam süreçlerimin de aynasıdır…

Sizi dinleyen kitle daha çok sol kesim olarak bilinir. Farklı kesimlere de hitap edebilmek gibi bir çabanız var mı?

Ben bugün şöyle hissediyorum. Bugününün yeni gençliği ya da bugünün insanları bizim müziğimizi çok iyi bilmiyorlar, algılama şansına sahip değiller. Bunun iki cephesi var; insanların kulakları tektipleştirildi, öyle söyleyeyim. İkinci olarak, güdümlü bir medya var, bu medyada biz kendi yüzümüzü insanlara sergileme şansı bulamıyoruz. İnsanlarımızın da bu noktada beğenileri algıları bence köreltiliyor. Alternatif bir zemin yok. Dolayısıyla, örgütsüzlük, müzik sektörünün çökmesi ve insanlarımızın seçici davranış biçimi geliştirememeleri gibi özelliklerin bir araya gelişi bir yerde insanlarla bağımız kopardı.

Yaz aylarında Artvin’de yaşıyorsunuz. Bunun müzikal birikiminize katkısı nedir?

Çok fazla, çünkü benim yaşamımın önemli bir parçası eşimle beraber ailemle. Artvin Arhavi, değişik yaşam biçimleriyle, kültürleriyle, doğasıyla bir zenginlik. Ben orda çok sıradan biri gibi yaşıyorum çünkü babamlardan annemlerden kalan imkânlardan ufak bir olanak yarattım kendime. Her sene 2-3 ay değişik zamanlarda gidip geliyoruz. Kendimi bir derlemeci olarak görmüyorum. Bu işi yapan müzisyen arkadaşlarımız var. Onlar zaten yeterince güçlü çıkışlar içinde, bu işle zamanlarını geçiriyorlar ama ben hayatımın zenginliği olarak görüyorum… Tabi bölgenin bana kattığı çok şey var. Sağlıklı yaşamak, büyük şehrin yarattığı stres ve olumsuzluklardan uzaklaşmak, bir şekilde kaçabilmek, üretmek dediğiniz gibi ama bedenen de çalışabilmek… Ben orda bağla bahçeyle uğraşabiliyorum. Çocuklarımız için de bu iyi oluyor. Ben orda daha çok biriktiriyorum dersem yalan olmaz..
Orada biriktiriyorum buraya geldiğimde her şey açığa çıkıyor…

‘Cilveloy’, ‘çift candarma’ gibi yerel anonim eserlere yer verdiniz önceki albümlerinizde.. ‘’Yüreğine’’ albümünüzde de kendi besteniz Lazca bir çalışma var… Sadece Karadeniz ezgilerinden oluşan bir albüm yaptınız ‘’Pekte tanınmayan Karadeniz’’. Bu bir zorunluluk muydu yoksa vefa borcumuydu? Çünkü Artvin’lisiniz Karadenizli bir sanatçısınız ama bugüne kadar Karadenizli kimliğiniz ön plana çıkmıyordu çalışmalarınızda, neden böyle bir şeye ihtiyaç duydunuz?

O süreçler bizim Artvin’e sık gittiğimiz ve daha uzun kaldığımız sıralardı… Yani benim yaşamımda pratikte ağır bastı o dönem. Bir takım eserler çıktı, konusunu yaşadığım şeylerden almış eserler çıktı…
Yani eğer böyle biri birikim olmasaydı, öyle bir çalışma yapayım diye özel bir çaba sarf etmezdim. Ben yine yaşadıklarıma sadık kaldığıma inanıyorum… 90’lı yıllarda, çok öncesinde bugün popüler olmuş ezgiler benim elimde vardı. Çoğu popüler oldu sonra, ben onları o dönem yorumlayabilirdim ama ben öyle bir şeye girişmedim. Çünkü kendimi öyle görmedim. Bilgisine ve kaynağına tam ulaşamadığım bir eseri yorumlamak istememem, birazda kendimi tam olarak oralıda hissetmemek. Rantçı bir kafayla da davranabilirdim, böyle bir şey yapmadım.. Fakat her albümde mutlaka ait olduğum köklerimin olduğu ve öyle bir imkanım olduğu için gidip geldiğim yerin güzel insanlarının tınısını katmakta bir zenginlikti..

Albümlerinizde anonim türkülere yer veriyorsunuz. Son eserinizde de Lazca bir şarkı var. Başka dillerde, örneğin Hemşince ve Gürcüce şarkılar da söyleyecek misiniz?

Ben aslında çok doğal bir gelişimle bu noktaya vardım. Olabilseydi Gürcü kültürüne ya da Hemşin kültürüne ait bir eseri de albüme alabilirdim. Ama olmadı. Çünkü bu biraz paylaşmakla ilgili. Olması gerektiği bir yere doğru gidiyoruz. Bizim Artvin, Rize, bizim bu bölgedeki yaşam çeşitliliği, halkların etle tırnak gibi iç içeliği ile kendine has olanları yaşatabilmeleri; bunlar beni çok etkiliyor. Albümümü tek bir etnik kültürden çok Kafkas halklarının kardeşliği ve ahengi üzerine oturtmak için gayret ediyorum. Dolayısıyla albümlerinde mutlaka Hemşince, Gürcüce şarkıların olmasını isterim.

Bir albümünüzün ismi ‘’Pekte tanınmayan Karadeniz’’ Bu oldukça iddialı bir isim aslında; sanki ince bir sitem var burada…

Albümün adı tesadüf değil. Aslında yörede bizim Karadeniz şivesini albüme vermeye çalıştım çünkü orada zaten bu espri yapılıyordu. Benim köyümde bile, ‘bu adam müzisyen ama tv’de görmüyoruz nasıl müzisyen’ diyorlar… Yani rüştümüzü ispatlayamadık bir türlü… Onun için pekte tanınmayan derken sözcük özürlüsü gibi gözüktüm kimi yerlere ama ben orda ne duyduysam onu yansıtmak istedim. Pek de tanınmayan burada bitiyor olay… Evet, köken olarak oralı olmama rağmen bu tarz müziği görev olarak seçip yapan biri değilim ama bu alanda da popüler olanın biraz gölgesinde kalışımıza bir ironi olarak kattım. Yani aslında bizim temel bir sorunumuz var. Bu ülkede aşılamayan bir sorun iyi ile kötü yargısı birçok alanda her zaman bir popülerlik terazisinden geçiyor, popüler olup olmamak bir nevi niteliğini ifade etmede ölçü oluyor… halbuki ölçü o olmamalı…

Son albümünüzde ‘’taş bile yosun tuttu kuytularda/ yüreğin çözülsün’’ diyorsunuz? Kime, nereye bu sitem?

Bu sitem genel olarak sıradanlaşmaya, insan olmanın temellerini yitirişimize, güdümlü yaşamımıza, paylaşımı, dostluğu unutuşumuza… Bir yerde politik bir eleştiridir bu. Ama sanatın ayrıcalığı ile dile getirmeye çalıştım. Bütün yaşamın süzgecinden geçtikten sonra, yüzümüzü nereye çevireceğiz, öncelikle neyi anlatmak gerekir sorusu üzerine düşündüm ve yüreklere seslenmek istedim. Başka seslenecek yer var mı ya da bizi duyacak kulak başka nerde var?

Copyright © 2010 | Kuledibi Mh. İnönü Cd. Karaman Apt. No:20/2 08600 Hopa / Artvin
Tel : 0 466 351 74 43 GSM : 0 507 703 67 90 - 0 534 264 13 69 e-posta: biryasam@gmail.com
anasayfa | hakkımızda | arşiv | foto&video | forum| abonelik | linkler | iletişim