ZİFONA DENİZDEN KOPUP GELEN FIRTINA DEMEK...
MÜZİK YAŞAMI BOYUNCA ONUNDA ÖNÜNÜ KESMEK MÜMKÜN OLMADI OLMAYACAKTA…
KARADENİZ MÜZİĞİNE YENİ VE GÜÇLÜ BİR SOLUK GETİREN ERDAL BAYRAKOĞLU KISA SÜREDE BİR İLKEDE İMZA ATARAK LAZ PAWOROTTİ ÜNVANINI ALDI.
TRT 'nin Lazca yasağı ve size uygulanan yasakları nasıl değerlendiriyorsunuz?
TRT herhangi bir özel kanal gibi değildir. Halkın kültürve değer birikimine eşit ve tarafsız yaklaşmak durumunda olan bir kurum olmalıdır. Bu sorumluluk içerisinde davranması gerekmektedir. Fakat duruma baktığımızda buna uygun bir gelişme görmemekteyiz. Lazca dilinin korunması ve gelecek kuşaklara taşınabilmesi konusunda çok ciddi çalışmaların gecikmeden yapılması gerekmektedir. Lazca dili tehlike altındaki diller arasındadır. "Hepimiz kardeşiz" diyen sorumlu ve ilgili herkesin bu kardeşliğin gereği olan dilin ve kültürün yaşatılmasına uygun tavır içerisine girmesi gerekir. Son yıllarda milyonlarca insana ulaşan ve seveni her geçen gün artan Laz müziğini, halkımız maalesef TRT ekranlarında izleyememektedir. TRT'nin yapmış olduğu ve diğer özel kanalların da çoğunlukla desteklediği bu anlamsız Lazca yasağının makul hiçbir sebebi olamaz… Bu yasağa ben de anlam verebilmiş değilim. Yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış halklar, kardeşçe yaşıyorlar. Birbirlerinin fıkralarına gülüyorlar, cenazelerine, düğünlerine gidiyorlar. Fakat birbirlerinin dillerinden korkuyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Elbette bu korku kardeşler arasında olamaz. O zaman sorun, yönetici politikalardadır. Ben de Laz halk ezgilerini seslendiren bir müzisyen olarak bu yasaktan nasibimi alıyorum.Doğru müziği yapmak ve halkın müziğini doğru şekilde yapmak birtakım bedelleri de beraberinde getiriyor. Albümüm Türkçe, Lazca, Megrelce parçalardan oluşuyor. Lazca ve TRT hâlâ bir arada düşünülemiyor. Fakat yasaklar hiçbir zaman çözüm olmamıştır. Bu saçma yasakların kalkacağına da yürekten inanıyorum.
Toplumsal sorunlar ve çevre sorunları konusunda birçok eylemde sizi görüyoruz. Bu duruşunuzun sonucu olarak ticari manada müzik hayatınız nasıl etkileniyor? Konserler ve ya festivallere katılmakta zorluklar çekiyor musunuz ?
Gerçek sanatçıların, genel olarak bütün dünyada da böyle olduğunu düşünüyorum; sadece müziği, resmi, tiyatroyu vd. kapalı devre ortamlarda üretip, yapıp etliye sütlüye karışmadan yaşayamayacaklarını, hayata karşı sorumluluklarını unutamayacaklarını, toplumsal yaşamdan koparak da değer ve üretimin olamayacağına inanıyorum. Çünkü halk sanatı halkın gerçek sorunlarından aşklarından sevinçlerinden ve üzüntülerinden beslenir ve bu kaynaklardan beslenerek kendini var eder diye düşünüyorum. Ve halkın bilinçli ve duyarlı olmasından korkanlar gücü yettiği oranda sanatçının halk ile buluşup onlara ulaşmasına mani olmaya çalışıyorlar.
Karadeniz müziğinde bir Karadeniz rock ve Kazım Koyuncu tartışması sürüyor, bununla ilgili görüşleriniz nelerdir?
Evet, böyle bir tartışmanın içersine istemediğim halde maalesef beni de soktular. Bence rock müziğin bir felsefesinin ve eleştirel bir yaşam biçiminin olduğunu düşünüyorum. Bir karşı duruşun bir isyanın beslediği bir müzik ve bunu Karadeniz, Akdeniz, Ege diye ayırırsak biz bu müziğin doğasına aykırı bir şey yapmış oluruz. Kazım Koyuncu, müziğiyle ve tavrıyla hala yaşıyor. Yaptıklarından öğrenmeye ve eksik bıraktığını da tamamlamaya çalışıyoruz.
Yaz boyunca pek çok festivale katıldınız. Munzur, Arhavi, Hasankeyf... Bu festivallerdeki izlenimleriniz nelerdir?
Munzur festivalinde 50 000 kişi, Arhavi festivalinde 20 000 kişi, Hasankeyf' te 30 000 kişi ile Laz ve Karadeniz türkülerini hep bir ağızdan söyledik. Arhavi Festivali, tabii kendi kültürümüz ve kendi çoğrafyamızdı. Halkla çok çabuk kaynaştık ve bizleri çok iyi karşıladılar ama diğerleri farklı bir kültür farklı bir dil olmasına rağmen oradaki ilgi, insanların karadeniz ve laz şarkılarını sizinle beraber söylemeleri yabancılamamaları sizle beraber horon veya tam horon olmasa da hareketleri benzetmeye çalışarak halay çekmeleri bizi çok heycanlandırdı. Bütün bu konserler ve halkla buluşma bizi bu işi daha iyi yapmaya sevk ediyor.
En son İstanbul'da Laz Kültür Derneği'nin düzenlediği bir konser verdiniz. Laz Kültür Derneğinin çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?
Laz Kültür Derneği'nin üyesiyim. Laz Kültür Derneğinin kurulması, Laz Dilinin ve kültürünün yaşatılması için uzun yıllardır gösterilen ciddi çabanın bir ürünü diye düşünüyorum. Laz Kültürünün yaşamasını isteyen herkesi katkı ve destek vermeye çağırıyorum. Bu katkı aslında kimliğimize, kendimize saygımızın da gereğidir. Laz Kültür Derneği'nin ilk konser etkinliğini benim ile yapması beni çok onurlandırdı. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde yaklaşık 250 kişinin katılımıyla Konser gerçekleşti. O gün İstanbul'da son yılların en fırtınalı ve yağmurlu havası yaşandı. Zifona kogolağtu.Şaka değil, konsere gelebilen herkes beline kadar ıslanmış geldi. Olağanüstü iklim koşullarına rağmen katılarak destek veren ve benimle sahneyi paylaşıp birbirinden güzel türküler ve şarkılarla dinletiyi unutulmaz kılan sanatçı dostlarım; Yasemin Göksu, Grup Yorum, Bayar Şahin, Grup Nena, Grup Marsis, Grup Karmate, Grup Gurgula ve Şair İbrahim Karaca'ya bir kez daha teşekkür ediyorum.
Popüler kültür ortamında gerçek anlamda kaliteli Karadeniz müziği yapmak ve dinleyiciye ulaşmak zor değil mi?
Popüler yozlaştırılmış kültür tabi ki halkın kültürüne zarar vermektedir. Medya tarafından renkli ve şaşalı gösterilen bu kültür halkın kendi değerlerini unutmasına ve müzisyenleri de ticari kaygılara yöneltmiştir. İşte bu ortamda halkın müziğini evrensel müzik ilkeleriyle tavizsiz üretip, belli ellerde toplanmış iletişim kanallarını yok sayıp, halka ulaşma yollarını bulmak çok zorlaşmaya başlamıştır. Ama gerçek sanat ilkeleri gözetilerek yapılan her şey ürün halkın gönlündeki yerini zamanla alacaktır diye düşünüyorum.
HES Projeleri, sahil yolu, nükleer santraller ve dolayısıyla Karadeniz doğası yok oluyor. Dereler satıldı bunlarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?
Karadeniz bütün dünyaya doğal güzellikleriyle ve kültürüyle tanıtılabilecek bir bölgeyken doğayı katledecek bütün projelerin Karadeniz üzerinde yapılmak istenmesine ve hatta yapılmasını kabul edebilmek ve yetkililerin bu ısrarına bir anlam verebilmek zor. Binlerce yılda oluşan güzelim sahil şeridini yok etmek yerine daha yukarıdan geçebilecek ve daha da ucuza mal edilebilecek Karadeniz sahil yolu örneği. Sadece bölgenin elektrik kablolarının izolasyonuyla oluşacak ve ya elektrik kaçaklarının önlenmesiyle elde edilecek tasarrufla derelerden üreteceklerinin fazlasını koruyabilecekleri hes projeleri ısrarı. Güneş ve rüzgâr enerjisi panelleriyle doğa korunarak ve insanların da kanser olması önlenerek elde edilebilecek enerji yerine, nükleer santrallerin yapılmak istenmesi. Bütün bu akla, doğaya, kültüre aykırı projeler bir takım ülke, sermaye, grup ve ya insanlara rant sağlama çabasıdır. Bence insanların bir an önce bu konularda bilinçlendirilip daha fazla tepki vermesini sağlamak lazım. Bizlerin bunlara daha çok değinmemiz her fırsatta insanlara hatırlatmamız lazım diye düşünüyorum.
Yurt dışında konserler verdiğinizi biliyoruz. Hatta Belçika’da bir solo konser verdiniz. Oradaki tepkiler insanların Karadeniz müziğine bakışı nasıl? Sizi nasıl karşıladılar?
Yurt dışında biraz daha ilginç olabiliyor konserlerimiz. Gurbette olmuş olmanın verdiği bir özlemle bizleri sanki daha bir bağırlarına basıyorlar oradaki insanlar. Yurtdışında birçok konser verdim ama bunlardan en ilgin olanı Belçika'daki solo konserimiz oldu. Belçika'daki solo konseri, Sima Asbl adında oradaki yabancıların haklarıyla ve sorunlarıyla ilgilenen ve dil kursları vs. veren bir dernek düzenlemişti. Vervier şehrinde muhteşem bir konser salonunda oldu konser. Ve katılanların yüzde yetmişi Türk, Laz vs. değildi. Ona rağmen Belçikalıların çok büyük bir ilgisiyle karşılandık ve hep beraber horon oynadık o insanlarla. Katılımcılar arasında oranın milletvekilleri belediye başkanları da vardı ve ilk defa böyle bir müzik dinlediklerini, bizleri en kısa zamanda tekrar çağırmak istediklerini söylediler. İnsan kendi ülkesinde aynı dili konuştuğu insanlardan bazen böyle ilgi görmezken, çok uzaklarda böyle içten bir ilgi insanı çok şaşırtıyor.
Grup Yorum, Suavi, Tiyatro Simurg ile beraber bir turne yaptınız, neler yaşadınız tepkiler nelerdi?
Ortak düşman Amerika, 2008 başlarında başladı. Emperyalizmin ve Bush politikalarıyla azgınlaşan Amerika'nın, Orta Doğu'da ve tüm dünyada ortaya koyduğu kıyımlar, işgaller ve katliamlara sanatsal yoldan bir tepki oluşturmak amaçlı bir turneydi. İstanbul'dan başlayarak 13 ile gittik. Kış aylarıydı ve biz bir otobüs dolusu insan 45 kişi Edirne'den Adana'ya, Bursa'dan Antalya'ya birçok ilimizi dolaştık. Ortak düşman Amerika’dır dedik ve halkların kardeşliğinin şarkılarını söyledik, bizleri karşılayan onbinlere. O zorlu hava koşullarına rağmen bizleri yalnız bırakmayan o insanlara tekrar binlerce kez teşekkür ediyorum.
Yeni projeler var mı, yeni yılda dinleyicilerinizi neler bekliyor?
Tabi ki yeni projeler var. Yeni bir albüm yapmaya başladık. 2009 yıllında onu çıkarmış oluruz. Yeni albümde benim daha önceden de yakından tanıyanların bildiği çalışmalarımdan bir iki örnek parçayı bu albümde dinleyicilerimizle paylaşmak istiyorum. Onun dışında biz her yıl bir kış ve bir bahar olmak üzere iki solo konser yapıyoruz. Ocak ayında İstanbul da solo bir konser yapacağız. Bu yıl bir az daha fazla Karadeniz'e konserlerle ulaşmaya çalışacağız.
Tüm sevenlerimize ve dostlarımıza sevgilerimizi sizin aracılığınızla ulaştırmak istiyorum. Size yayıncılık hayatınızda başarılar diliyorum. |