ŞİİRLE YAŞLANAN ADAM
röportaj : Selçuk TOPALOĞLU
Hakkında her gün çokça konuştuğumuz hayatlara dair yazı yazmaya gelince ne çok zorlanırız. Benim de şimdi başıma geldiği gibi. Ama başa düşmüşse yazmak, tıpkı yaşamak gibi, o zaman sizde geçersiniz klavyenin başına ve başlarsınız yazmaya.
Dergimizin bu sayısında, şiirle haşır neşir olmuş, selam verdiği her insana, yolda, evde, iş yerinde karşılaştığı kadın erkek herkese kah aşkın dizeleşen coşkusunu kah ayrılığın acısını, tıpkı o anı yaşıyormuş gibi dillendiren adamdan, hemşerimiz, komşumuz, amcamız İhsan Demirkaya’dan konuşacağız ve ona konuk olacağız.
Eczacı olarak hizmete başladığım 1991yılından beri meslek hayatım gereği pek çok insanla karşılaştım. Onlar içerisinde, bir gün aspirin almaya gelişiyle tanıştığım İhsan amca benim için renkli simalardan biri oldu hep. Aspirin almak için rafa her uzandığımda gülümsememe sebep olan şu anısını anlatmıştı:
‘’Ordinaryüs Prof. Dr. Kazım İsmail GÜRKAN ders veriyor talebelere. Meşhur büyük doktor Kazım İsmail Gürkan. Benda o zaman mide ameliyatı olmişim hastanedeyim. Arkadaşuma, ‘yahu gel bir dinleyelum’ dedum. Hoca konuştu konuştu da en sonunda dedi ki, ‘Dünyada iki tane ilaç var; biri tentürdiyot yaraya sürersin geçer, diğeri aspirin içersin iyileşursin.’’
Ali İhsan Demirkaya 2 Temmuz 1928’de Hopa’da dünyaya geldi. İlkokulu Hopa’da tamamladı. 13 yaşında ailecek Ardahan’a gittiler.
‘’Bizum o zaman burada dükkanumuz vardı. Çakıroğliler dediler ki ortak çalışalum. O zaman onlardan Hüsnü Çakır da Milli Müdafaa vekili idi. ortaokula Ardahan da devam ettim.. On sene kadar Ardahan da kalduk. Ondan son ra çekilduk. Ardahan yılları çok güzeldi.’’
İ hsan amca o yılları anımsarken gözleri doluyor: ‘’Ardahan’dayken durumumuz çok iyiydi. Manifatura mağazamuz vardi. İyi yaşıyorduk. Büyük ağabeyim İstanbul Hukuk Fakültesi’nde okuyordu. Sonra bizi görmek istemiş, bizi görmeye geldi. Bir hafta içinde hastalandı da öldi. Onun arkasından ağlamayan yoktu. O kadar yakışıklı bir delikanlıydı ki o, bir gören bir daha göreyim derdi. Ve o zaman oranun tümen komutani bando müzikasi ile cenazesini kaldurdi. O kadar sevilurdi ki. Ondan sonra canumuz çok yandi.’’
Bir taraftan olan biteni bizlerle paylaşmak isterken diğer taraftan acı yılların hatıraları gözlerinde yeniden canlandı, yüzünü izdırap kapladı. İki ağabeyini Ardahan’da kaybetmesiyle büyük dram yaşamıştı.
12 Eylülde sıkıyönetim komutanlığı tarafından Hopa belediye başkanlığına atandı. İki yıl boyunca bu görevi yaptıktan sonra 1983’te ANAP kurucu ilçe başkanı oldu ve bu görevi 1989 yılına kadar sürdürdü. Gölcük depreminde kızını, damadını,iki torununu kaybetti.
Onun şiire olan sevgisi ve tutkusunu bildiğimiz için Hopa, Şiir ve İhsan Demirkaya üzerine konuşmak üzere evine konuk olduk. Oldukça ilerlemiş yaşına ve hastalığına rağmen büyük bir sevinç, heyecan ve güleryüzle karşıladı bizi. Daha sohbet başlamadan üzerimize sinen sıcaklığın samimiliği yansımıştı yüzümüze. Biz röportaj için hazırlık yaparken sıcak sohbetin sımsıcak çayı gelmişti masamıza. Kurabiyeler de cabası.
Çayımızı yudumlarken başladık sohbet etmeye.
Biz seni hep şiir sever olarak hatırlıyoruz. Bütün yaşamın hep şiirle iç içe geçmiş. Bu şiir sevgisi nereden geliyor?
‘’Ortaokuldayken hocamız bize bir şiir okudu. ‘Süleymaniyede bayram sabahı’. Sonra bu şiiri bize izah etti. O zaman pek anlamazdık idrak edemezdik derinlemesine ama yıllar geçtikçe daha iyi idrak etmeye başladım. Hocamız tuttu dedi ki: bu şiiri yazan Yahya Kemal Beyatlı’ dır ve şiiri tam 23 senede tamamlamıştır. Şoke oldum. 23 yılda yazılan bir şiir. Bu adam şiiri kimin için yazmış? Bizim için tabii. Gençlere bırakmış. Bugün maalesef bu şairlerden haberleri olmayan gençlerimiz bile var.’’
Okul yıllarında başlayan şiir sevgisini hiç yitirmedin. Hatta bu sevgi artarak devam etti. Sonraki yıllarda etkilendiğin başka olaylar ve insanlar var mı?
‘’ Askerliğimi İstanbul’da yaptım. Askere Ardahan’dan gittum. Şube reisi tanıdığımız idi. Olçti biçti evirdi çevirdi, ‘sana bir eyiluk yapayım’ dedi. Benum amcamın oğlu Vahit Demirkaya da o zaman yüzbaşı idi. ‘ Seni’ dedi, ‘ amcanın oğlunun bulunduğu Tümene göndereyim , tümende seni yanine alur’. Öylece gitmiş oldum. Orada edebiyat fakültesini okuyan talebeler, talebe arkadaşlarım vardı. Onlarla beraber giderdum da edebiyat fakültesine derslere girerdum. Edebiyat hocası ders verurken dinlerdum. Orada etkilendim yavaş yavaş sezdim edebiyatı. Benim ağabeyim de o zaman İstanbul hukuk fakültesinde okuyordu. Dolayisiyle ben hep oralara gide gele daha çok etkilendum’’.
Zaman zaman geçmişe dalarak durup durup anlatmaya devam etti İhsan amca :
Ben askerdeyken İsmail Hakkı Tekçe diye bir generalumuz vardı. O konuştu konuştu öteden beriden da bana dedi ki, ‘bir şiir okusana hade; askerlerun yanında okuyorsun burada da oku bakayım’’ dediğini anlattıktan sonra sanki o anı yaşıyormuş gibi Yahya Kemal Beyatlı nın MOHAÇ TÜRKÜSÜNÜ başladı okumaya;
Bizdik o hücumun bütün aşkıyla kanatlı;
Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı
…
…
Dünyaya veda ettik, atıldık dolu dizgin;
En son koşumuzdur bu!Asırlarca bilinsin.
Şiiri bitirdikten sonra, biraz da gururla komutanının o günden sonra ne zaman, ne kadar isterse izinli olabileceğini söyleyip, gülümsedi bize.
Askerliğini piyade olarak İstanbul’da Küçükçekmece’de iki yılda tamamladı. Karayollarında haritacılık bölümünde takeometre operatörü olarak çalıştı.
‘’ Askerden sonra önce Ardahan’a sonra Hop’ ya geldum. O zaman belediye başkanı olan Kemençe Osman dedi ki : ’Bırak gitme oraya. Biz sana iş buluruz’. Ordan buraya geldum.’’
İhsan amca bildiğimiz kadarıyla bir dönem belediye başkanlığı görevinde bulundun. Başkanlığı hangi senelerde yaptın? Eski belediye başkanlarından Kemençe Osman’dan da bahseder misin?
‘’ Seksende ihtilal oldu ya, ihtilal olunca sıkıyönetim komutanı beni merkeze çağırdı. Bende gittim oraya oturduk. Birşeyler sordu öteden beriden, Belediyenin durumunu sordu, mali durumunu sordu. ‘Eh’ dedi, ‘ biz isteduğumuz kadar malumat alduk. Seni Belediye Başkanı olarak tayin edeceğiz, şimdi içişleri Bakanlığına yazıyoruz’. Yazı gitti, ordan tastikli geldi ve tayin oldum.’’ |